Global karbonsuzlaştırma 2011’den bu yana en düşük orana geriledi

PwC, artan fosil yakıt tüketiminin toplam emisyonları 2018 yılında yüzde 2 artırdığını belirtiyor. Bu rakam, 7 yılda emisyonlarda görülen en hızlı artışa işaret ediyor.

 Global karbonsuzlaştırma 2011’den bu yana en düşük orana geriledi.

Birleşik Krallık merkezli PwC tarafından yayınlanan son Düşük Karbon Ekonomisi Endeksi’ne (LCEI)  göre 4 yıl süren ılımlı bir ilerlemeden sonra Çin, Hindistan ve Endonezya gibi hızla gelişmekte olan ülkelerde inşaat ve çelik gibi enerji yoğun sektörlerin büyümesi genel enerji tüketiminde %2,9’luk artışa yol açtı.

Bu durum aynı zamanda geçen yılki aşırı sıcak ve soğuk hava koşullarının ısıtma ve soğutma talebini artırmasından kaynaklanarak iklim değişikliğindeki potansiyel “geri bildirim döngüsüne” de dikkat çekiyor.

Küresel GSYİH’nin, eş zamanlı olarak %3,7 yükselerek tüketimdeki artışı aşması küresel ekonominin giderek daha enerji verimli olduğunu gösteriyor. Ancak fosil yakıtların daha fazla tüketilmesi, 2018’de toplam emisyonları %2 artırarak 2011’den bu yana görülen en hızlı artışın gerçekleşmesine yol açtı.

Bu, global ekonomideki karbon yoğunluğunun yalnızca %1,6 gerilediği anlamına geliyor. Bu rakam, 2015’te görülen %3,3’lük gerilemenin yarısından daha düşük ve PwC’nin açıkladığı 2030’a kadar ulaşılması gereken ortalama %3 karbonsuzlaştırma oranının çok gerisinde kalıyor.

Rapora göre bu oranda ciddi bir fark olmazsa ülkeler ulusal ve uluslararası iklim gerekliliklerini karşılayamayacak. Raporda aynı zamanda küresel ısınmayı 2°C altında tutmak için global ekonominin karbon yoğunluğunu 2100 yılına kadar her yıl %7,5 azaltması gerektiğine de dikkat çekiliyor. Bunun için, şu anki karbonsuzlaştırma oranından yaklaşık 5 kat daha hızlı bir ilerleme olmasına ihtiyaç var.

“İklim konusunda ilerlemenin durması endişe verici” diyen PwC Birleşik Krallık İklim Değişikliği Direktörü Jonathan Grant sözlerine şöyle devam ediyor: “‘İklim acil durumu söylemi’ ile dünya genelinde yetersiz kalan politik tepkilerin gerçekliği arasında büyük bir boşluk var. Bu hem sıra dışı hava koşulları hem de büyüyen iklim politikası riskiyle başa çıkması gereken şirketler için giderek daha da zorlayıcı bir konu haline geliyor. Şirketler, acil yıkıcı değişim çağrıları gibi işleri her zamanki gibi yürütmelerine yönelik devam eden talebi de dengelemek zorundalar.”